Bakışlar gibi, bu kültürün içindeki kişiler arasında geçen konuşmalar da gerek içerik gerekse konuşma sırasında kullanılan ses tonu ve konuşma üslubu açısından içinde yaşadıkları ruh halini yansıtır.
Basit insanlar basit konuları halletmek için gereğinden fazla zaman ayırırlar. Tek bir cümle ile çözülebilecek bir konuyu aralarında büyüterek saatlerce konuşabilirler. Örneğin bu kültürü yaşayan bazı kadınlar birlikte yemek yaparlarken çok iyi bildikleri halde yemeğin nasıl yapılacağı konusunda bitmek bilmeyen bir sohbete girerler. Birbirlerine akıl verme, kendi kullandıkları yöntemleri defalarca tarif etme, gizliden gizliye karşı tarafın yöntemlerini eleştirme gibi konuşmalarla gereksiz zaman harcarlar. Çok kısa sürede yapılıp bitirilecek kolay bir yemeği ya da başka bir işi aralarındaki konuşmanın verdiği ağırlık ve zaman kaybı nedeniyle çok daha uzun sürede tamamlarlar. Hiçbir fayda sağlamayacak konulara vicdanları hiç rahatsız olmadan gereğinden çok daha fazla zaman ayırırlar. Örneğin sırf rejim konusu üzerine saatlerce konuşabilirler.
Aynı şekilde bu kültürü yaşayan erkekler arasında da bir araba markasının özellikleri, futbol sohbetleri gibi konular uzayabilmektedir. İnsanın yardımcı olmak amacıyla sahip olduğu doğru bilgileri karşısındaki kişiye aktarması elbette ki makuldur. Ancak gereksiz detaylara girmek, sözü uzatmak, boş ve amaçsız bir hale getirmek basit bir tutumdur. Dikkatlerini verecekleri daha önemli konular ve işler olmadığında bu tür konular insanlar için önemli hale gelir ve bunlara bol bol zaman ayırmak onlara rahatsızlık vermez. Kendi dünya ve ahiret hayatları için konuşacakları son derece önemli konular, almaları gereken çok önemli kararlar varken böylesine sıradan konuları sabah akşam usanmaksızın konuşmaktan vicdan azabı duymazlar. Allah Kuran'da, insanlar arasında ahirette kendilerine bir şey kazandırmayacak işlerle oyalanan kişiler olduğundan bahsetmektedir:
Ki onlar, 'daldıkları saçma bir uğraşı' içinde oynayan-oyalananlardır. (Tur Suresi, 12)
Ayette görüldüğü gibi Rabbimiz gereksiz vakit ayrılan işleri "saçma bir uğraşı" olarak nitelendirmektedir.
Daldıkları bu konular ve bunlarla ilgili detaylar basitlik dinini yaşayan insanların hayatlarının her alanında sayısız konuda kendini gösterir. Oysa bir konuya gereğinden fazla zaman ayırmak, onunla ilgili düşünmek ya da üzerinde konuşmak aklı başında, Allah'tan gerektiği şekilde korkan ve ahirete iman eden biri için hem son derece iticidir hem de sakınılması gereken bir durumdur. Detaya dalmayan, halledilmesi kolay konuları çevresine karmaşık ve altından kalkılması zor olaylarmış gibi aksettirmeyen kişiler bu kültürü yaşamamış olmakla hem ruhen hem de ahlaken çok önemli kazançlar elde ederler. Allah Kuran'da "Bunlar, kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiklerimizdir." (En'am Suresi, 89) ayetiyle peygamberlere Katından hikmet diğer bir deyişle faydalı, kısa ve özlü söz söyleme özelliği bahşettiğini haber verir. Başka bir ayetinde ise Allah hikmetli konuşmanın kişiye önemli bir nimet olarak verildiğini, hikmet verilen bu kişilere büyük bir hayır verilmiş olduğunu bildirir:
"Kime dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir..." (Bakara Suresi, 269)
Görüldüğü gibi kısa ancak fayda getirecek konuşmalar yapmak Allah Katında güzel olandır. "Onlar, 'tümüyle boş' şeylerden yüz çevirenlerdir." (Mü'minun Suresi, 3) ayetiyle Allah Müslümanların bunun dışındaki basit ve boş konuşmalardan yüz çevirdiklerini bildirir."Ki onlar, yalan şahidlikte bulunmayanlar, boş ve yararsız sözle karşılaştıkları zaman onurlu olarak geçenlerdir." (Furkan Suresi, 72) ayetiyle de böyle basit bir ortamdan asil bir tavırla uzaklaştıklarına dikkat çeker.
Basit içerikli konuşmalar yapan kişiler samimiyet adı altında son derece avami kelimeler kullanmakta sakınca görmezler. Konuşma sırasında hayretlerini veya kınamalarını belli eden ses çıkışları yapmak, bahsi geçen kişi ya da kişileri küçümsediklerini, onlarla alay ettiklerini ifade eden ses tonları ve vurgulamalar kullanmak, basitlik kültürü içinde yaşayan insanlar için doğal konuşma şekli haline gelmiştir. Oysa dünya hayatı boyunca Kuran'a uygun olmayan her hareketinden sorumlu olacağının bilincinde olan kişi kendisini hesap gününde utandırmayacak tavır ve konuşmalara yönelir. Onu küçük düşürecek, basit bir insan konumuna sokacak konuşmalardan şiddetle kaçınır. Ancak basitliği kendisi için bir kültür haline getiren insanların bu tür endişeleri olmaz. Onlar Allah'ın her an kendilerini gördüğünü, her anlarının hesabını vereceklerini göz ardı ederler, dolayısıyla nefislerinin arzularına göre istedikleri gibi konuşabileceklerine inanırlar. Halbuki Allah ayetlerinde"Onun sağında ve solunda oturan iki yazıcı kaydederlerken; O, söz olarak (herhangi bir şey) söylemeyiversin, mutlaka yanında hazır bir gözetleyici vardır." (Kaf Suresi, 17-18) buyurarak insanın ağzından çıkan her kelimenin kaydedildiğini haber vermekte ve insanları böyle bir gafletten sakındırmaktadır. Bir kişi geçmişte yaptığı, hatta önceki gün yaptığı boş konuşmaları unutabilir, ama Allah bir ayetinde şöyle bildirmiştir:
"...Benim Rabbim şaşırmaz ve unutmaz." (Taha Suresi, 52)
İnsan söylediği şeyleri unutabilir, ama Rabbimiz her insanın ağzından çıkan her kelimeyi sonsuz ilmi ile hıfz etmiştir.
Kendini insanlara acındırarak ve insanlardan medet umarak konuşmak basitliğin kirli kültüründe yaygındır. Karşı taraftan ilgi beklemek ya da ona kendini acındıracak konuşmalar yaparak dikkat çekmek basit insanların nefislerinin hoşuna gider. Böyle bir kişi herhangi bir durum karşısında nasıl mağdur duruma düştüğünü, ne kadar zor şartlar altında kaldığını sürekli vurgulayarak karşı tarafta acıma hissi uyandırmaya çalışır. İnsanların kendisini mağdur görerek yardımcı olması ona garip bir zevk verir. Nefsi ona, karşı tarafın gözünde kollanması, himaye altına alınması gereken bir insan olmayı anlamsız bir şekilde çekici gösterir. Oysa asil bir insan kendisine acınmasından, zavallı görülmekten değil güçlü, dirayetli, kişilikli görünmekten zevk alır. Allah Kuran'da ancak nefislerine zulmeden sahtekar insanların böyle bir ahlak gösterdiğine dikkat çeker. Örneğin Hz. Yusuf'un kardeşleri kıskançlıkları sebebiyle Hz. Yusuf'u öldürmek istemiş ve onu kuyuya atmışlardır.
Sonrasında ise, "Akşamüstü babalarına ağlar vaziyette geldiler. Dediler ki: "Ey Babamız, gerçek şu ki, biz gittik, yarışıyorduk. Yusuf'u da yiyeceklerimizin (veya eşyamızın) yanında bırakmıştık. Fakat onu kurt yemiş. Ne var ki biz doğruyu söylesek bile sen bize inanacak değilsin." (Yusuf Suresi, 17) ayetinde bildirilen üslupla babaları Hz. Yakub'a kendilerini acındırmaya çalışmışlardır. Üstelik açıkça yalan söylemelerine rağmen haksız yere suçlanacaklarmış gibi kendilerini mağdur durumda göstermeye çalışmışlardır. Halbuki bu kişiler Hz. Yusuf gibi güzel ahlaklı, Allah'ın övdüğü, mübarek bir insanı henüz bir çocukken, kardeşleri olmasına rağmen öldürmeye kalkan kişilerdir. Açık bir deyişle "sahtekarlık" yapmaktadırlar. Nitekim Hz. Yakub, "..."Hayır" dedi. Nefsiniz, sizi yanıltıp (böyle) bir işe sürüklemiş..." (Yusuf Suresi, 18) ayetinde bildirildiği gibi üstün basireti ile oğullarının sahtekarlıklarını hemen anlamış ve bu yaptıklarının nefislerinden kaynaklandığını kendilerine söylemiştir.
Görüldüğü gibi basitliğin kirli kültürünü yaşayanlar haklı da haksız da olsalar kendilerini acındırmaya özen gösterirler. Sürekli dertlerini, sıkıntılarını, yaşadıkları zorlukları dile getirirler. Hayatlarının nasıl sıkıntı içinde geçtiğini o kültürde "dert yanma" olarak adlandırılan bir üslupla karşı tarafa anlatarak bir tevekkülsüzlük örneği gösterirler. Kuran ahlakını yaşamadıkları, konuşmalarında kullandıkları çaresiz, çözümsüz ve ağlamaklı üsluplarından kolayca anlaşılır. Oysa herşeyin Allah'ın kontrolünde olduğunu bilen bir insan hiçbir konuşmasında bu tür basit bir üslubu kendisine yakıştırmaz. Aksine Allah'ın her an yanında olduğunu güçlü bir şekilde ifade edecek konuşmalar yapar. Allah'ın verdiği güçle ve O'nun yardımı ile herşeyi yapabileceğini açık şekilde ifade eder. İnsanların kendisine acımalarını değil aksine güçlü kişiliği nedeniyle güvenmelerini, saygı duymalarını ister.
Basit insanların düşünce ufukları, ancak kendi kültürlerine ait sıradan konuları anlatacakları kadarıyla sınırlıdır. Bu nedenle aynı kültürü yaşadıkları insanlarla çok yakın diyalog kurabilirlerken, bu kültürden uzak kişilerle konuşmaları son derece dar bir çerçeve içinde gerçekleşir. Kendi basit dünyalarında yaşayan insanların gün içinde açtıkları sohbet konuları ve bu sırada kullandıkları kelimeler dahi hemen hemen hep aynıdır. Onlar konuşmaya başladığında diğer kişiler hangi kelimeleri kullanacaklarını, hangi konulardan ne şekilde bahsedeceklerini bile tahmin edebilirler. Ufukları geniş olmadığından, Allah'ın yarattığı güzellikleri, dünyada gelişen olayları samimi bir gözle değerlendirmediklerinden yeni bir konu bulma, düşündüklerini farklı ifade etme, her zaman ezbere ve yerli yersiz kullandıkları sözcüklerin dışına çıkarak normal, düz konuşma özellikleri yok denecek kadar kısıtlıdır. Hatta kendilerine söylenmese bu durumlarını fark edip rahatsızlığını duyacak anlayışları dahi yoktur. Samimi imandan uzaklaşıp basitlik dinini benimsedikleri için akıl, basiret, feraset, hikmet gibi özelliklerden yoksundurlar.
Sınırlı düşünmelerine ve konuşabilmelerine, geniş görüş sahibi olmamalarına rağmen bu insanlar, kendilerini çok önemli, çok zeki ve akıllı görürler. Bu nedenle konuşmaları sırasında genelde kendilerini hep öne çıkaran bir üslup içindedirler. İçinde bulundukları kirli kültürün kendilerini soktuğu alçaltıcı durumdan habersiz bir şekilde kendilerini gizli ya da açık şekilde öven konuşmalar yaparlar. Oysa Müslümanlar"...Övgü (hamd), çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan ve düşkünlükten dolayı yardımcıya da (ihtiyacı) bulunmayan Allah'adır." (İsra Suresi, 111) ayeti gereği övgülerini daima Allah'a yöneltirler.
Akıl ve iman sahibi bir insan evrende var olan herşeyin tek sahibinin Allah olduğunu bilir. Her ne kadar kendine aitmiş gibi görünse de sahip olduğu tüm yeteneklerin, güzelliğin, zekanın, maddi imkanların gerçek sahibinin Rabbimiz olduğunu aklından çıkarmaz. Allah'ın dilediği anda tüm bu nimetleri ondan geri alabileceğini bilmenin tevazusuyla yaşar. Sahip olduğu herşey için Rabbimiz'i över ve yüceltir. Bu gerçeklerden uzak şekilde kendini övmeye çalışan bir insanı duyduğunda, onun yaşadığı bu basit kültürün insanları ne kadar gafil bir duruma düşürdüğünü ibretle görür. Bu kişileri gafletten uyandırmak amacıyla onlara Allah'ın varlığını, herşeyin mutlak sahibinin O olduğunu hatırlatma isteği duyar.
Kuran'da Kehf Suresi'nde bu konuyla ilgili olarak Allah iki adamın örneğini verir. Bu kişilerden biri Allah'a gönülden dönüp yönelen bir Müslüman diğeri ise kendisine ait olduğunu zannettiği mülkünün çokluğuyla övünen, bunların sonsuza kadar bozulmadan kendisinde kalacağına inanan bir kişidir:
Onlara iki adamın örneğini ver; onlardan birine iki üzüm bağı verdik ve ikisini hurmalıklarla donattık, ikisinin arasında da ekinler bitirmiştik. İki bağ da yemişlerini vermiş, ondan (verim bakımından) hiçbir şeyi noksan bırakmamış ve aralarında bir ırmak fışkırtmıştık. (İkisinden) Birinin başka ürün (veren yer)leri de vardı. Böylelikle onunla konuşurken arkadaşına dedi ki: "Ben, mal bakımından senden daha zenginim, insan sayısı bakımından da daha güçlüyüm." Kendi nefsinin zalimi olarak (böylece) bağına girdi (ve): "Bunun sonsuza kadar kuruyup-yok olacağını sanmıyorum" dedi. Kıyamet-saatinin kopacağını da sanmıyorum. Buna rağmen Rabbime döndürülecek olursam, şüphesiz bundan daha hayırlı bir sonuç bulacağım." Kendisiyle konuşmakta olan arkadaşı ona dedi ki: "Seni topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra da seni düzgün (eli ayağı tutan, gücü kuvveti yerinde) bir adam kılan (Allah)ı inkar mı ettin? Fakat, O Allah benim Rabbimdir ve ben Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam. Bağına girdiğin zaman, 'MaşaAllah, Allah'tan başka kuvvet yoktur' demen gerekmez miydi? Eğer beni mal ve çocuk bakımından senden daha az (güçte) görüyorsan. Belki Rabbim senin bağından daha hayırlısını bana verir, (seninkinin) üstüne gökten 'yakıp-yıkan bir afet' gönderir de kaygan bir toprak kesiliverir. Veya onun suyu dibe göçüverir de böylelikle onu arayıp-bulmaya kesinlikle güç yetiremezsin. (Derken) Onun ürünleri (afetlerle) kuşatılıverdi. Artık o, uğrunda harcadıklarına karşı avuçlarını (esefle) ovuşturuyordu. O (bağın) çardakları yıkılmış durumdaydı, kendisi de şöyle diyordu: "Keşke Rabbime hiç kimseyi ortak koşmasaydım." Allah'ın dışında ona yardım edecek bir topluluk yoktu, kendi kendine de yardım edemedi. İşte burada (bu durumda) velayet (yardımcılık, dostluk) hak olan Allah'a aittir. O, sevap bakımından hayırlı, sonuç bakımından hayırlıdır. (Kehf Suresi, 32-44)
Ayetlerde bildirildiği gibi Allah'ı övmek yerine kendisini överek derin bir gaflet içinde yaşayan, Allah'tan gelecek herhangi bir bela ile, sahip olduklarını kaybedebileceğini düşünemeyen, ölümle birlikte dünyada sahip olduğu herşeyi bırakıp yapayalnız ve tek başına Allah'ın huzuruna çıkacağını unutan bu kişi, ancak ayette tüm anlatılanlar başına geldiğinde gerçek durumunu kavramıştır. O ana kadar dünya hayatını son derece gafil bir anlayış ile değerlendiren, basit mantık örgüsü nedeniyle Allah'ın gücünü kavrayamayan bu insan, başına gelenler karşısında "keşke" diyerek yaşadığı pişmanlığı dile getirmiştir.
Görüldüğü gibi basitlik kültürü bu kıssadaki bahçe sahibi kişinin durumunda da olduğu gibi insanın olayları mantıklı değerlendirmesini engeller. Kişiyi aslı olmayan boş bir gurur içinde yaşamaya ve konuşmaya yöneltir. Sahip olduklarıyla övünen kişi bunu, açık ya da gizli yollarla karşısındakilere sürekli ifade etme ihtiyacı hisseder. Zekası, yetenekleri ve güzelliği ile, yeni aldığı evi ya da arabası ile, başarıyla tamamladığı bir proje ile, sahip olduğu mülkü ya da çocuğunun kazandığı okul nedeniyle sürekli olarak bir övünme içinde olur. Sürekli ne kadar isabetli kararlar aldığını ifade ederek kendini yüceltmeye çalışır. Bunları kimi zaman çok açık, kimi zaman da üstü örtülü bir üslupla dile getirir.
Bu cahiliye kültürü içinde, en samimi arkadaşlar hatta kardeşler arasında bile kimin daha zengin olduğu, hangisinin çocuklarının daha zeki olduğu, hangisinin daha iyi bir okulu kazandığı gibi sayısız konu hakkında bu tip bir övgü yarışına girilir. Biri böyle bir yarışı başlattığında diğeri geride kalmamak, cahiliye terimiyle "ezilmemek" için ondan çok daha etkili olacağını düşündüğü başka bir konuyu ortaya atar. Bu şekilde sonu gelmeyen bir samimiyetsizlik ve basitlik yarışı başlamış olur. Konuşmalarda bir taraftan sözde samimiyet ifadesi olarak son derece yapmacık ve abartılı sevgi sözcükleri kullanılırken diğer yandan da birbirlerine kıyasıya sükse yapmaya çabalayan, birbirlerini ezmeye ve utandırmaya çalışan, karşı tarafı zor duruma sokarak huzurunu kaçırmak isteyen bir ifade yöntemi uygulanır.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi kimi zaman son derece zalim, acımasız bir karaktere sahip olabilen bu sapkın kültürün insanları çok sakin ve iyi görünürlerken bile aslında ortaya attıkları konularla ve yaptıkları konuşmalarla içten içe karşı tarafın huzurunun kaçmasını, üzülmesini, kendi durumlarına özenmesini isteyen insanlardır. Ancak tüm bunlar yine bu kültürü paylaşan insanlara etki eder. Çünkü Allah'a iman eden, tevekküllü bir Müslüman hiçbir zaman bu kültürden insanlarla aynı seviyeyi paylaşmaz. "Kendilerini (övgüyle) temize çıkaranları görmedin mi? Hayır; Allah, dilediğini temizleyip yüceltir..." (Nisa Suresi, 49) ayetinde bildirilen gerçeği aklından çıkarmaz.
Ayrıca iman eden bir kişide üzülmek, kıskanmak gibi basit karakterli insanlarda görülen tepkiler oluşmaz. Bu nedenle basit kültürdeki kişiler samimi Müslümanlara kendi kirli kültürlerini yaşatamazlar; yaptıkları basit konuşmalarda onlardan karşılık alamazlar. Müslüman tüm mülkün tek sahibinin ve herşeyin Yaratıcısı'nın Rabbimiz olduğuna iman ettiğinden karşı tarafın kendini ve sahip olduklarını öven, şahsını yüceltmeye çalışan konuşmalarını ibret vesilesi olarak değerlendirir. Bunlardan etkilenmek bir yana bu tür konuşmalar onun kalbinde iticilik oluşturur. Çünkü övgüye layık olan yalnızca göklerin, yerin ve bu ikisi arasındaki herşeyin sahibi ve Rabbi olan Allah'tır:
...Mülk O'nundur, hamd (övgü) de O'nundur. O, herşeye güç yetirendir. (Teğabün Suresi, 1)
Ve de ki: "Övgü (hamd), çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan ve düşkünlükten dolayı yardımcıya da (ihtiyacı) bulunmayan Allah'adır."... (İsra Suresi, 111)
Ayrıca salih bir Müslüman Allah'ın insanlara verdiği nimetlerin tamamının bir imtihan vesilesi olduğunu da bilir:
Şu halde onların malları ve çocukları seni imrendirmesin; Allah bunlarla ancak onları dünya hayatında azaplandırmak ve canlarının inkar içindeyken zorlukla çıkmasını ister. (Tevbe Suresi, 55)
Bu kültürü yaşayan insanların ortak özelliklerinden bir diğeri de dünyada meydana gelen olaylardan, Müslümanlara yapılan baskı ve zulümden, zayıf bırakılan, çaresiz kalan insanların yaşadıkları zorluklardan habersiz konuşmalar yapmalarıdır. Bu kişiler dünyada yaşanan bu gerçeklerle hiçbir zaman yüzleşmezler. Akılları her zaman kendileri için kurdukları küçük dünyalarındadır. Dünyada yaşanan olayların gidişatından, Kuran ahlakının yaşanmamasından dolayı insanların karşılaştıkları zorluklardan, yine din ahlakından uzaklık nedeniyle çıkan iç savaşlardan ve ülkeler arası çatışmalardan, açlık ve sefalet içinde yaşayan insanların maruz kaldıkları zorluklardan çoğu zaman haberleri dahi olmaz. Daha doğrusu bu olaylar kendilerinden uzakta olduğu için onları ilgilendirmez. Kendilerine bunlarla ilgili bir soru sorulduğunda olup bitenlerden habersiz oldukları, hiç ilgilenmedikleri açıkça anlaşılır.
Onlar sadece yemeleri, içmeleri, gezmeleri, aileleri ya da iş yerindeki mevkileri gibi kendilerine özel konularla sınırlı bir dünya içinde yaşarlar. Diğer insanların yaşadıkları sıkıntı ve zorlukların nedenlerini ve nasıl çözülebileceğini düşünmez, bu konuda vicdanlarını kullanmazlar. Bu duruma son verecek çözümü ne arama ne de uygulama ihtiyacı duyarlar. Sorumluluğu hep başkalarına bırakarak, kendilerinin basit yaşayan ve basit düşünen insanlar olduklarını kabullenirler. Kendilerini bu konulardan ve sorumluluk yüklenmekten muaf gördükleri için basit konular üzerinde düşünmek, bunlarla vakit harcamak ya da bunları sohbet konusu edinmek onları hiç rahatsız etmez.
Biri yanlarında vicdanlı, insaniyete çağıran, vicdanlarını uyaran konuşmalar açtığında sıkılır, suskunlaşırlar. Üzerinde konuşmak istedikleri konular nefislerinin hoşuna giden, dikkati başkasına değil de sadece kendi çıkarlarına yönlendirecekleri türde konular olur. Oysa Allah yeryüzünde zulmün durdurulması için vicdan sahibi herkesi fikri bir mücadele içinde olmaya çağırmaktadır. İnsanlardan bu sorumluluğu üzerinde hissetmeyenlerle ilgili olarak Allah ayetinde şöyle bildirir:
"Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına mücadele etmiyorsunuz? (Nisa Suresi, 75)
Bu kişiler dikkatlerini hayati olaylara yönlendirmek, bunları çözüme ulaştıracak gerçek ve köklü çözümler bulmak yerine kendi çıkarlarına çevirmişlerdir. Oysa Allah Kuran'da Müslümanların bir özelliği olarak "Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır." (Al-i İmran Suresi, 104) şeklinde belirterek Müslümanların hayra çağırma, iyiliğe yönlendirme ve kötülükten sakındırma gibi yüksek ideallere yönelik, güzel bir iş birliği içinde olmaları gerektiğini bildirmiştir. Bu tür idealleri benimsemiş insanların yaptıkları işler kadar aralarında konuştukları konuların da insanlara hayır ve fayda getireceği açıktır.
Basitlik kültürü içinde uygulanan bazı ağız hareketleri, ses kullanma şekilleri ve vurgulamalar vardır. Örneğin konuşma esnasında kimi yerde sesin normal düzeyinden daha düşük bir tonda tutulması, bu kültüre özel bir konuşma yöntemidir. Bu tona geçilmesi demek herkes tarafından duyulması istenmeyen özel bir bilginin sırdaş edinilen kişiye aktarılacağı anlamına gelir. Daha çok kadınların kendi aralarında üçüncü bir kişi hakkında yaptıkları bir konuşma esnasında ya da alay içeren bir sözün söylendiği sırada kullanılır. Benzer şekilde bazen de cümlenin belli bir yerinde yine başkalarının anlamasını engellemek amacıyla hem ses kısılır hem de sözler ağızda yuvarlanır. Böylece konuşmayı sadece ilgili kişinin anlayacağı şekilde bir yöntem kullanılmış olur.
Bu kültürde tüm yüz mimikleri genel olarak kötü kullanılır. Kişinin yüzünü çirkinleştiren, doğal yüz hatlarını bozan türde ağız şekilleri olur. Örneğin bu kişiler birbirlerini kınayıcı basit konuşmalar yaparlarken gözlerini kısarak ve ağızlarını büzerek konuşurlar. Bu şekilde ağzın doğal görüntüsü bozulmuş olduğundan hem yüz hoş olmayan bir ifade içinde olur hem de sözcükler ağızdan doğallıktan uzak bir vurguyla çıkar. Bazıları benzer şekilde kendilerince modern gördükleri çeşitli doğal olmayan şivelere özenirler. Bu özenti sonucu kelimeleri ağızlarında yuvarlayarak veya dillerini bir pelteklik varmış gibi kullanarak zor anlaşılan konuşmalar yaparlar.
Bu kirli kültürü yaşayan insanlar -özellikle kadınlar- arasında dedikodu içerikli konuşmalar çok yaygındır. Son derece basit konuları gündeme getirip ardından da ilgili kişiler hakkında sonu gelmeyen, kötülük, fitne, kıskançlık ve kin içeren konuşmalar yaparlar. Allah'ın"...(Kendi aralarında gizli toplantılar düzenleyip) Fısıldaşmakta olan üç kişiden dördüncüleri mutlaka O'dur; beşin altıncısı da mutlaka O'dur. Bundan az veya çok olsun, her nerede olsalar mutlaka O, kendileriyle beraberdir. Sonra yaptıklarını kıyamet günü kendilerine haber verecektir. Şüphesiz Allah, herşeyi bilendir." (Mücadele Suresi, 7) ayetinde bildirdiği gerçeği hiç düşünmeyen insanlar bunu yaparlarken Allah'tan tamamen gafil bir görüntü sergilerler. Büyük bir rahatlık içinde başka bir kişinin hakkında ön yargılı, çoğunluğu iftiraya ve zanna dayalı, kötü niyetli, bazen de bir kişinin zaafını açığa çıkarmaya yönelik gizli konuşmalar yapabilirler. Güzel ahlaklı olmak ve olumlu düşünmek yerine kirli bir mantığın kötü niyetli, fitne çıkarmaya yönelik düşüncelerini basitçe paylaşmaktan zevk alırlar. Oysa bu kişiler Allah'tan gafil konuşmalar yaparken Allah onlara şahittir. Bir ayette Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
Yoksa onlar; gerçekten Bizim, sır tuttuklarını ve aralarındaki fısıldaşmalarını işitmediğimizi mi sanıyorlar? Hayır, (işitiyoruz) ve onların yanlarındaki elçilerimiz de (herşeyi) yazıyorlar. (Zuhruf Suresi, 80)
Bu ahlakı yaşayan kişiler arasında yapılan dedikodu sohbetlerinde konuşmalar her zaman açık şekilde olmaz. Kimi zaman kullanılan üsluptan dolayı, konuyu bilmeyen bir kişi, birisi hakkında söylenen bu kinayeli sözleri övgü olarak bile algılayabilir. Halbuki riyakarca yapılan bu övgüler aslında alay içerir ve karşı tarafı yermek amacı taşır. Ancak aynı lisandan anlayan taraflar, kimden ve neden bahsedildiğini anlayabilirler. Çünkü tüm cümleler sinsice seçilmiş, konuşmanın içine de yine şeytani ince hesaplarla yerleştirilmiştir. Böylece hem konuşmalarına masum bir sohbet görüntüsü vermiş, hem de yaptıkları basitliğe rahatça devam etmiş olurlar. Oysa Allah "Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın). Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın (arkasından çekiştirmesin.) Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte, bundan tiksindiniz. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir." (Hucurat Suresi, 12) ayetiyle kullarına dedikodu yapmayı yasaklamıştır. Bunu "tiksindirici" bir tavır olarak nitelendirmiştir. Ayrıca bu çirkin eylemi yapanların tövbe etmeleri ve Kendisi'nden bağışlanma dilemeleri gerektiğini de haber vermiştir. Allah Kuran'da özellikle gizli konuşmalar yapılacağı zamanlarda Kendisi'nden korkup sakınılmasını, iman edenlerin konuşmalarına dikkat etmelerini, iyilik, birlik ve Allah korkusu üzerine kurulu konuşmalar yapmalarını emreder:
"Ey iman edenler, kendi aranızda gizli konuşmalarda bulunacağınız zaman, bundan böyle günah, düşmanlık ve Peygamber'e isyanı fısıldaşıp-konuşmayın; birri (iyiliği) ve takvayı konuşun ve huzurunda toplanacağınız Allah'tan sakının." (Mücadele Suresi, 9)
Basit insanlar fiziksel ihtiyaçlarını sık sık gündeme getiren konuşmalar yaparlar. Böyle insanlardan sık sık "acıktım, susadım, başım ağrıdı, hiç uyuyamadım" gibi sözler duymak mümkündür. Elbette insan bir ihtiyacını gerektiğinde dile getirebilir. Ama burada söz edilen basit karakterli insanların bu konuları gündeme getirmeleri ihtiyaçlarını karşılamak, çözüm bulmak amaçlı değildir. Bu insanlar bazen "laf olsun" diye bazen de dikkat çekmek için böyle konuşmalar yaparak boş vakit geçirirler. Oysa bir Müslüman bu tarz konuları dile getirmeye tenezzül etmez. Eğer bir ihtiyacı varsa bunu ortadan kaldıracak tedbirleri alır. Zihni kendi küçük ihtiyaçları ile değil, daima Allah'ı yücelten, dünyada Allah'ın razı olacağı faydalı işler yapmaya yönelik düşüncelerle doludur. Kuran'da Allah Müslümanları şöyle tanıtmıştır:
Medine halkına ve çevresindeki Bedevilere, Allah'ın elçisinden geri kalmaları, kendi nefislerini onun nefsine tercih etmeleri yakışmaz. Bu, gerçekten onların Allah yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk, 'dayanılmaz bir açlık' (çekmeleri), kafirleri 'kin ve öfkeyle ayaklandıracak' bir yere ayak basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları karşılığında, mutlaka onlara bununla salih bir amel yazılmış olması nedeniyledir. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların ecrini kaybetmez. (Tevbe Suresi, 120)
Ayette görüldüğü gibi Müslümanların kendi nefislerinin tutkularıyla oyalanmaları söz konusu olmaz. Aksine Allah yolunda karşılaştıkları -küçük veya büyük- her türlü zorluğu bir ecir fırsatı olarak değerlendirirler. Ve bu nedenle de her türlü ihtiyaçları için Allah'a tevekkül eder, tamahkar bir tutum içinde olmazlar. Dolayısıyla bu ihtiyaçları gündemde tutan basit konuşmalardan da daima kaçınırlar.
Basit insanlar karşılarındaki kişilere sürekli olarak gereksiz açıklamalar yapmayı alışkanlık haline getirmişlerdir. Bu kişiler kendilerini yaptıkları işlerden temize çıkarmak, hiçbir zaman hata yapmaz gibi göstermek amacıyla son derece basit konularda sürekli olarak açıklama yaparlar. Çevrelerindeki kişileri uzun süre meşgul ederek, yaptıkları bu açıklamaları dinlemelerini isterler. Neyi niçin yaptıklarını, aslında niyetlerinin ne olduğunu, yanlış anlaşılmak istemediklerini, yaptıklarının sonuçlarının olumlu olduğunu uzun uzun anlatırlar. Bunların tümü çok küçük sıradan konulardır. Evin içinde kırılan bir bardak, yeri değişen bir eşya, iş yerinde kaybolan bir dosya, unutulan bir mesaj ve bunlar gibi her ortamda değişen ancak her biri önemsiz olan konular basit insanların konuşmalarında büyüyerek açıklama gerektiren birer konu haline gelir. Her ne kadar bu açıklamaları yaparken kendilerini masum göstermeye çalışsalar da aslında bu tavırlarının ardında kibirleri yatar. Bu kadar küçük konularda hata yapmış olmayı, boş bulunmayı ya da bir ayrıntıyı akledememiş olmayı kendilerine yediremezler. Böyle bir durumda hemen kendilerini koruyacak bir açıklama yaparak gururlarını kurtarmaya çalışırlar. Türlü gerekçeler öne sürer; aslında böyle bir durumda yerlerinde kim olsa aynı şeyi yapacağını anlatmaya çalışırlar. Oysa bir insanın hatalarını kabul edememesi onun kendini geliştirmesinin, güzel bir ahlaka sahip olmasının önündeki en büyük engellerden biridir.
Allah'a tevekkül etmeyen bir kişi hatalarını kabullenmekten korku duyar. "Eğer böyle sıradan bir konuda hatalıysam insanlar önemli konular için benim hakkımda ne düşünür" gibi kuruntulu bir mantık örgüsüne saplanıp kalır. Olup biten herşeyi Allah'ın takdirine bırakmayı, O'na sığınmayı ve O'na güvenip dayanmayı düşünemez. Şayet düşünse Allah'ın tüm olanlardan haberdar olduğunu bilerek huzurlu ve rahat olacak ve kimseye gereksiz açıklamalarda bulunma ihtiyacı hissetmeyecektir.
Allah'ı unutarak insanların düşüncelerine önem vermeye sebep olan bu kirli kültürde yapılan açıklamalar sadece hatalarla, düşüncesizliklerle sınırlı değildir. Kişiler çoğu zaman günün doğal akışı içinde bir insanın yapabileceği meşru ve makul şeyler için de sürekli gereksiz açıklama yapma ihtiyacı hissederler. Bunun da temelinde yine benzer kuruntular yatar.
Olgun bir ruha ve kişiliğe sahip olmadıklarından bu küçük dünyalarında sıkışıp kalır, ne kendileri rahat ve mutlu yaşar ne de başkalarına huzur verirler. Allah'ın insanlar için seçip beğendiği İslam dininin ahlakını bırakıp, basitliğin perişan sistemi içinde yaşamayı kabul etmiş olmanın dünyadaki karşılığını böyle sıkıntılı ve kuruntulu bir ruh haliyle alırlar.