ADNAN OKTAR: Televole kültürü dünyada da var, bizim Türkiyemizde de var, bizim ülkemizde. Vur patlasın çal oynasın, eğlensinler. İşte plajın kenarına koşuştursunlar, şirket promosyon yiyecek dağıtsın onları yesinler. Bedava otel olsun gitsinler orada yatıp kalksınlar. Sonra yine promosyon olarak, onlara bir ikram olarak bedava uçak bileti olsun. İşte oradan bilmem nereye gitsinler. Hayatları böyle macera içinde geçsin. Fakat ne Güneydoğu’daki PKK sorunu onları ilgilendiriyor, böyle tipler de. Ne efendim Afrika’daki insaların açlığı ilgilendiriyor, ne Irak’taki zulüm ilgilendiriyor, ne Filistin’deki kardeşlerimizin çektiği acıları onları ilgilendiriyor, ne efendim, dünyanın diğer ülkelerindeki Müslümanların çektiği acılar, hiçbiri ilgilendirmiyor. Ağızlarına dahi almak istemiyorlar. Çünkü böyle bir konu olduğunda adamların eğlencesi biraz kararmış oluyor. Eğlencelerine münafi olduğu için bu konulara girmek istemiyorlar. Mesela televizyonlarda da öyle programlar oluyor, televole programları. Hep vur patlasın, çal oynasın, kakara, kikiri gülüşmeler, boş izahlar, boş espriler. Yani böyle ipe sapa gelmez izahlar, dolayısıyla beyinleri uyuşturan, insanların böyle kişiliğini törpüleyen, onların derin düşünmesini, derinliğini ortadan kaldıran günü birlikçi, eyyamcı, böyle ucuzcu, bedavacı bir ruh geliştiriliyor. Bunun sonucunda da üretim yapmayan, yani vatanına, milletine bir faydası olamayan ve bunu da zaten hedeflemeyen gibi görünen diyelim, bir kısım insanların gelişmesine vesile oluyorlar. Bu çok ciddi bir tehlikedir. Bir ara devletimizin mühim bir kuruluşu bu konuda devlete rapor sunmuştu. Televole kültürünün, Türk kültürünü, Türk manevi yapısını yıkıcı mahiyette olduğu ve tehlikeli olduğu, uzun vadede tahribat meydana getireceğini, getirebileceğini belirtmişlerdi. Ama bakıyoruz, yine aynı çizgide, aynı kafada devam edenler var. Doğrusu budur. Yani, tamam biz programı yapıyorsa, yapıyordur. Ama, her programın içerisinde insanları büyük ideallere, büyük düşüncelere davet eden, faydalı düşünceleri savunan, güzel ahlakı, sevgiyi, barışı, kardeşliği savunan üslupların aralara yerleştirilmesi lazım. Yani bunun kimseye bir zararı olmaz, faydası olacağı belli. Bundan ısrarla kaçınılmasının hiçbir açıklaması yok. Hiçbir mantığı yok. Bu yıkıcı bir tavır olur. Yani toplumun psikolojisini, moral değerlerini uzun vadede törpüleyen ve hatta yıkıma dahi götürebilecek bir zemin hazırlayabilir. O yüzden bundan kaçınılmasının elzem olduğunu düşünüyorum.
SUNUCU: Evet. Ben bir ara o kadar çok ilerlemişti ki ana haber bültenleri bile neredeyse artık televole haberlerine yer vermeye başlamıştı. Bu da tabi gençlerimizin dikkatini o tarz şeylere çekiyor. Ve, tamamen bir özenticiliğe doğru ilerleme söz konusu oluyor.
ADNAN OKTAR: Öyle bedavacılık, promosyonculuk, bir de ruhları da yani törpüleyen bir şey. Yani o tip bir gencin ruhunda sevgi, şefkat, koruma hissi pek gelişmez. Egoistlik ve bencillik gelişir. Egoist ve bencil olan bir insan da sevilmez. Yani insanlara karşı sevgi duyamaz, suni, sahte sevgiler olur. Mesela geliyor plajda birilerine karşı yılışarak bir şeyler söylüyor, o da ona yılışarak bir şeyler söylüyor ama karşılıklı belli ki ne bir sevgi var, ne samimiyet var, ne bir saygı var. Geçici bir çıkar ilişkisi var. Bu da çok itici tabii. Halbuki derin dostluklar, samimi sevgiler, derin tutku, akıl derinliği. Allah ile coşkulu bağlantı, bütün insanları koruyup kollama ruhu çok güzeldir. Ahiret inancı olması lazım bir insanda değil mi, vatan millet sevgisi olması lazım. Yüksek idealleri olması lazım. Bunlar olmadığında o insanın ruh dünyası fakir olmuş olur, hatta yıkıma uğramıştır, bir anlamda.
14 Ocak 2010
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder